Üniversiteye Dair Doğru Bilinen Yargılar

Üniversiteye Dair Doğru Bilinen Yargılar

Durmuş Günay
Maltepe Üniversitesi Öğretim Üyesi

Üniversiteye dair yaygın yanlış yargılar var. Bu yargılardan ikisi üzerinde
duracağım:
I. Mezunları iş bulamadığı halde bu kadar üniversite açılmasına ihtiyaç var
mı?
II.Üniversite sayısının ve üniversite giriş kontenjanlarının artışı dolayısıyla
kalitenin düştüğü endişeleri haklı mıdır?
I.Üniversite mezunları iş bulamıyor. Bu kadar üniversiteye ihtiyaç
var mı?
Bu yargıyı niceliksel verilerden hareketle değerlendirmeye çalışalım.
2022 yılında, Türkiye’de, üniversite giriş sınavına başvuran aday sayısı: 3
243 425. Örgün (yüz yüze) yükseköğretime verilen (lisans+önlisans)
kontenjan: 867 224. Yerleşen aday sayısı: 850 631. O halde kontenjanın,
850 631/867 224 = %98’i dolmuş. Örgün öğretime yerleşen adayların
başvuran adaylara oranı: 850 631/3 243 425 = %26.
Açık öğretime yerleşen aday (lisans+önlisans) sayısı: 154 859. Açık
öğretimde doluluk oranı: %100. O halde Örgün ve Açık Öğretime yerleşen
adayların toplam sayısı: 850 631+154 859 = 1 005 490 olduğuna göre,
örgün ve açık öğretime yerleşenlerin başvuru sayısına oranı = 1 005 490/3
243 425 = %31.
Buradan şu sonucu çıkarabiliriz: Üniversite talebinde bulananların
yaklaşık dörtte biri (%26’sı) yüz yüze öğretime kabul edilmiştir.
Üniversiteye, örgün + açık öğretim başvuranların üçte birinden daha azı
(%31’i) girebilmiştir. Yani toplumun yükseköğretim talebinin üçte birinden
daha azı karşılanabilmiştir. Talebin yaklaşık %70’i karşılanamamıştır. Bu
durumda, üniversite sayısı ve kontenjan az mı yoksa çok mudur?
Üniversiteler ülkenin ihtiyaç duyduğu nitelikte ve nicelikte insan gücü
yetiştirmek durumundadırlar. Üniversitenin mezunlarını istihdam etmek
gibi bir misyonu yoktur. Mezunlarını profesyonel anlamda mesleğe
HAZIRLAR. Üniversiteler, meslek okulları değildir.
Üniversite, esas itibariyle, alabildiğine derin, teorik araştırmalar yapan,
varlığın nihai doğru bilgisinin peşinde koşan, kısacası hakikati arayan
insan topluluğunun kurumudur. Daha üstü olamayan bir bilgi kurumudur.
Üniversitenin misyonları vardır elbette. Bunlar şöyle sıralanmaktadır.
2
a. Eğitim-öğretim yapmak
b. Araştırma yapmak ve kendi ihtiyaç duyduğu bilim adamını yetiştirmek.
c. Topluma katkı yapmak,
d. Kültür kazandırmak (bu misyon tarafımızdan eklendi)
Batı’da üniversitenin misyonu ne ise bizde de odur. Batı’nın söylediği ve
yaptığı her şeyi) sorgulamasız olarak doğru kabul eden aksiyomatik bir
eğilim vardır. “Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok” denilir. Hal böyle
olunca, dördüncü misyon olarak eklediğimiz kültür misyonu, Batı
unuttuğu için bizde de unutulmuştur.
Avrupa Konseyi tarafından yüksekögretimin 4 amacı olduğu dile
getirilmektedir:
a. Sürdürülebilir istihdam için hazırlamak;
b. Demokratik toplumda aktif yurttaşlar olarak hayata hazırlamak;
c. Kişisel gelişme;
d. Öğrenme, ögretme, ve araştırma yoluyla geniş ve ileri bilgi tabanını
muhafaza etmek ve geliştirmek.
Yükseköğretimin yapısı ve müfredat bu amaçlar doğrultusunda
tasarlanmalıdır.
Yukarda dile getirildiği üzere, yükseköğretimin 4 amacından birisi
istihdama hazırlamaktır. Mezunlarının istihdamını sağlamak değildir.
Kendi anlayışını ve beklentisini üniversiteye yükleyip, üniversiteden o
anlamın gereğini beklemek gibi bir algı kayması söz konusu olabilmektedir.
İlköğretim ve ortaöğretim (12 yıl eğitim-öğretim) zorunludur. Ama
yükseköğretim isteğe ve hangi alanda öğretim göreceği adayın tercihine
bağlıdır. Türkiye’de yükseköğretim talebinde bulunanların yaklaşık %70’i
üniversiteye erişemediğine göre toplumun önemli ölçüde yükseköğretim
talebi var demektir.
Devlet ve özel sektör ihtiyacı ve imkânı ölçüsünde her zaman ve her alanda
rekabet içinde işgücü istihdam etmektedirler. Devlet veya özel sektörün tüm
yükseköğretim mezunlarına istihdam sağlamak gibi bir zorunluluğu ve
imkanı yoktur.
Yükseköğretim mezunları hangi alanda çalışırsa çalışsın yaptığı işin daha
nitelikli olması beklenir. Bir toplumun gelişmişlik ölçütlerinden biri de
nüfus içinde yükseköğretim görenleri oranıdır.
OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) 2022 yılında yaptığı
araştırmada, yükseköğretim mezunlarının nüfusu içindeki oranına göre
ülkeleri sıralamıştır. Türkiye, 85 341 241nüfusu içinde %22 yükseköğretim
3
mezunu ile Dünya ülkeleri arasında 39. sırada. Kanada’nın nüfusu içindeki
yükseköğretim mezunlarının oranı %60, bu oran Rusya için %57,
Japonya’da %59, Güney Kore’de %51, ABD’de %50 şeklindedir.
Mezunların istihdam edilememesi, olumlu bir durum değildir elbette.
Ancak, yaşanan sorunlar kişilerin girişimcilik ve yaratıcı yeteneğinin
harekete geçmesini zorlayabilir ve yeni iş alanlarının yaratılmasına vesile
olabilir. “Bir şey zîk oldukta müttesi olur” (bir şey sıkışırsa genişler) diye bir
mecelle ilkesi var. Her eylem amaçlanmamış sonuçlar istihsal eder (üretir).
Sorunlar bize dinamizm sağlar. Sorun karşısında sabır ve çözüme
odaklanmak gerekir. “Hayat sorun çözme sürecidir”. Bu, hem birey için hem
de toplum için böyledir.
Günümüzde, gelecekte ülkenin insan gücü ihtiyacı tahminlerine göre,
üniversite sayısının ve öğrenci sayısının belirlenmesini öngören planlama
anlayışı söz konusu değildir. Hayat büyük ölçüde belirlenemezdir.
Dünya genelinde, çalışanlar, her yıl belli bir oranda iş değiştiriyor.
Teknolojinin değişiminin sonucu olarak yeni meslekler ve iş alanları
doğuyor. Eski meslekler kaybolabiliyor. İnsanlar, giderek daha kısa
periyotlarla iş değiştiriyor. Bütün bu değişimler planlamayı
zorlaştırmaktadır.
İnsan, yaşadığı sorunu mutluluktan daha çok algılar. Örneğin, ayakkabı
vurduğunda bütün dikkatimiz acıyan ayağımızda olur, acımayan
yerlerimizde değil. Şikayet ve acının sesi çok çıkar. Mutluluk ve iyilik
suskundur, acılar ve mutsuzluklar kadar algılanmazlar. İşsizlikte de benzer
bir durum vardır.
Burada yükseköğretim mezunlarının istihdamı ile ilgili TÜİK istatistiklerini
paylaşmak isterim. 1 Ağustos 2022’de yayımlanan, “Yükseköğretim
İstihdam Göstergeleri 2021” e göre, 2011-2020 arasında yükseköğretim
lisans mezunlarının ortalama istihdam oranı %71.1, önlisans mezunlarında
bu oran %63 olarak gerçekleşmiş. Mezuniyetten sonra, iş bulma ortalama
süresi, 13.6 ay olarak gerçekleşmiş. Bu göstergeler, yaygın söylemin tersine,
hiç de küçümsenecek istihdam göstergeleri değildir.
II. Üniversite sayısı ve kontenjanları artarsa kalite düşer yargısı doğru
mudur?
Bilindiği üzere, ÖSYM sınavı, merkezi bir sıralama sınavıdır. Varsayalım ki
üniversite sayısı ve kontenjan daha da artmış olsun. Başvuru 3 243 145
yerine 10 milyon, kontenjan 2 milyon olsaydı, ne olurdu? Yine 850 bin kişi
yerleşirdi değil mi? Yine 850 bin kişinin içinden ilk 5 bini yine aynı
üniversitelere yerleşirdi. Diğer adaylar puanlarına göre diğer üniversitelere
4
yerleşeceklerdir. Kontenjanların artması dolayısıyla, en iyi diye nitelenen
üniversitelerin dışındaki üniversitelere yerleşmiş olanlar, en iyiler gibi
olmasa da hiç yükseköğretim görmemektense, biraz daha düşük düzeyde
de olsa, öğrenim görmüş olacaklardır.
Bütün üniversite programlarında öğrenciler programın gerektirdiği
minimum öğrenme kazanımları (learning outcomes), sağlayarak mezun
oluyorlarsa kalite sorunundan söz edilemez. Öğrenim kazanımları, bilgi,
beceri ve yetkinliğin toplamıdır. Bu kazanımlar garanti edilmeksizin öğrenci
mezun olabiliyorsa, sorun eğitim sistemindedir. Yükseköğretim sitemini
oluşturan müfredat, hocalar vb. bileşenlerdedir.
Toplum, basmakalıp yargılarla yanıl(tıl)maktadır. Üniversite sayısı ve
kontenjanların artışı dolayısıyla kalitenin düşeceği yargısı, bir illüzyondur,
yanlıştır
Yargılar önyargı haline gelince, akıl dışına taşar ve sorgulanamaz olur.
Önyargıyı rasyonel olarak çürütemezsiniz. “Atomu parçalamaktan zor” bir
hal alır. Önyargılar dolayısıyla, kimi insanlar yargılarında ısrar ederler.
Eğitim-öğretimde amaç, öğrenci girişte hangi seviyede olursa olsun, ilgili
alanın istediği öğrenme kazanımlarına sahip olan mezun vermektir. Eğer
bir eğitim-öğretim sistemi istenilen nitelikte insan yetiştiremiyorsa,
üniversite sayısının ve kontenjanın az veya çok olmasının önemi yoktur.
Bozuk çalışan bir makinanın az üretimi de çok üretimi de kalitesiz olacaktır.
Üniversiteye, mükemmellik merkezi olarak bakılmaktadır. Toplumun ve
hayatın bütün alanlarında kültürde, bilgide, estetikte, ahlakta, yüceldiği,
yükseldiği, yenilendiği bir merkez olarak bakılmaktadır üniversiteye.
Avrupa Merkezi Eğitim Geliştirme Merkezi (CEDEFOP) tarafından 2008
yılında, 2000 yılı ile 2020 yılı arasında Avrupa Birliği ülkelerinin iş gücü
ihtiyacı değişimi araştırması yapılmıştır. Araştırmada, iş gücü ihtiyacı,
becerilerine göre üç kategoriye ayrılmış: Düşük, orta ve yüksek beceriye
sahip işgücü. 2000 yılında Avrupa Birliğinin işgücünün %31’i düşük, %48’i
orta ve %21’i yüksek becerili işgücünden oluştuğu belirlenmiş. 2020 yılı için
ihtiyacın, %15’i düşük, %50’si orta ve %35’i yüksek becerili iş gücü ihtiyacı
olarak tahmin edilmiştir. Buradan şu sonuca varabiliriz: 2000 ile 2020 yılı
arasında yüksek becerili iş gücü ihtiyacı % 21’den %35’e yükselmiş, orta
becerili iş gücü ihtiyacında önemli bir değişiklik olmamış, ancak düşük
becereli iş gücü ihtiyacı %31’den %15’e düşmüş. Buradan, giderek düşük
becerili işgücü ihtiyacı azalırken, yüksek becerili iş gücü ihtiyacının artmakta
olduğu görülmektedir.
SONUÇ
5
21. yüzyılın başlarında eğilim şudur: İnsanlar hangi alanda isterlerse,
hayatlarının hangi döneminde isterlerse, ne zaman isterlerse, nerede
isterlerse ve hangi dili tercih ederlerse, eğitim alma imkânına sahip
olmalıdırlar.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve UNESCO, liyakat sahibi herkes için
yükseköğretimin erişilebilir olmasını, “treni kaçırma” riskinin olmamasını,
ömür boyu yükseköğretim görmenin önündeki her türlü engelin
kaldırılmasını, öğrenmenin yaşı, yeri ve zamanı olmamasını öngörmektedir.
Avrupa’da bizdeki kadar çok üniversitenin olmadığı söylenir. Bu yargının
doğru olmadığını burada ortaya koymak yazının sınırlarını taşar. Bir şey
bizde Avrupa’dan az ise olumsuzdur. Avrupa’dan çok ise yine de iyi değildir.
Avrupa, Amerika kısaca Batı ölçüttür. Onlar, yanlış yapmaz. Biz onlardan
farklı bir şey yaparsak yanlış olur. Kendimiz olamaz isek, kendi
düşüncemize güvenmez isek başkalarından aldığımız doğrular işimize
yaramayabilir. Çünkü, doğası gereği, insan zihni aktarılanın esasına nüfuz
etmek için gerekli zihinsel çabadan uzak dururuz.
Nüfus içindeki %22 yükseköğretim mezunu oranıyla Dünya ülkeleri
arasında 39. sırada olan Türkiye, üniversiteyi nitelik ve nicelik olarak
büyütmeyi hedeflemelidir. Sorunlarımızın çözümü yüksek düzeyli bir
toplum olmaktadır.
Kendi tefekkürümüzden doğan yanlış, başkasından aldığımız doğru
bilgiden sonunda daha iyidir.

16 Eylül 2022, Karar

About Durmuş Günay

Check Also

HANZALA

Prof. Dr. Cihan Okuyucu HANZALA I Ben Filistinli  yetim Hanzala Sığınakda doğurmuş beni anam Göbeğimle …

Bir yanıt yazın