
Savaş Çocukları Sevmez
“Savaş ve çocuk” denildiğinde bugün pek çoğumuzun gözünün önüne bazı görüntüler gelir. Ailesiyle birlikte güvenli yaşam alanı bulma umudu yolculuğunda Ege Denizi’nde cansız bedeni kıyıya vuran küçük Aylan’nın görüntüsü bunlardan biridir. Yıllar sonra Gazze’den gelen görüntüler ve haberler arasında yardım beklerken hayatını kaybeden küçük Hind Rajab’ın hikâyesi de savaşın çocuklar üzerindeki değişmeyen yüzünü yeniden hatırlattı bize… Aylan ve Hind Rajab’ın farklı zamanlarda, farklı coğrafyalarda ve farklı çatışmaların ortasında yaşadılar. Ancak onların yaşadıkları yalnızca bugünün trajedileri değildir. Uzak coğrafyalara gitmeden yakın coğrafyamızın tarihinin sayfalarını biraz araladığımızda, savaşların en ağır yükünü çoğu zaman savaşın nedenini bile anlayamayacak yaştaki çocukların taşıdığı görebiliriz.
Yakın coğrafyamızın tarihi; savaşlar, işgaller, zorunlu göçler ve yerinden edilmeler sırasında ailesinden koparılan, göç yollarında kaybolan, aç ve kimsesiz kalan çocukların hikâyeleriyle doludur… Çoğunun adı bilinmez, fotoğrafları yoktur; bazılarından geriye yalnızca birkaç satırlık bir hatıra kalmıştır. Mehmet Âkif’in “Elemim bir yüreğin kârı değil” sözünü hatırlatan bu hikâyelerden biri de Gümüşhaneli küçük Rahime’nin hikâyesidir.
Gümüşhane’den başlayan ayrılık
Ahmet Köksal’ın editörlüğünü yaptığı İşgal, Göç ve Muhacirlik adlı eserde; Birinci Dünya Savaşı yıllarında Rus ilerleyişi nedeniyle Gümüşhane’den gerçekleşen göç sırasında çocukların yaşadığı trajedilere ilişkin yürek yakıcı anlatılar yer almaktadır. Kitapta, Rus birlikleri henüz Gümüşhane’ye ulaşmadan önce bazı çocukların toplandığı ve ailelerin göç sırasında yanlarında götürmekte zorlanacağı çocukların Erzincan Yetimhanesi ’ne gönderildiği aktarılır. Aileler çocuklarını daha sonra geri almak ümidiyle teslim etmektedir. Bu çocuklardan biri 1910 doğumlu küçük Rahime’dir. Rahime henüz altı yaşındadır.
Rahime yıllar sonra o günü anlatırken annesinin kendisine sarılırken yüzünü çevirerek ağladığını hiç unutamadığını söyler. Annesi çocukların bırakılmaması için babasına, “Etme, gitme; bu çocuklar sefil olur. Bunlar bir daha geri dönmez…” diye yalvarmaktadır. Baba ise kalabalık ailesini göç yolunda nasıl doyuracağını ve bütün çocukları nasıl götürebileceğini düşünmektedir. Sonunda Rahime ve ağabeyi Hayri yetimhane görevlilerine teslim edilir. Çocuklar babalarından ayrılmak istemez. Hayri görevlilerin elinden kaçmaya çalışır ve babasına, “Baba bizi bırakma… Biz senden yemek, ekmek istemeyiz. Ne olur bizi bırakma” diye seslenir. Ama baba ağlayarak çocuklarının ellerini bırakır. Bir gün geri gelip onları alacağına söz verir ve uzaklaşır. Rahime bu ayrılığı, “Bir daha ne babam bizi ne de biz babamı bulabildik veya görebildik” sözleriyle anlatacaktır.
Rahime’nin anlatısının belki de en çarpıcı yanı, savaşın bir çocuğun zihninde nasıl anlamlandırıldığıdır. Geceleri uyumadan önce “Savaş nedir?” diye düşündüğünü söyler. Neden annesinden, babasından ve kardeşlerinden ayrıldığını anlayamamaktadır. Onun zihninde savaş neredeyse canlı bir varlığa dönüşür: “Bir savaş varmış da o bizi ayırmış, istememiş annemizin, babamızın yanında olmamızı.”
Babası geri geleceğine söz vermiştir. Rahime uzun süre bu söze inanır. Rüyalarında babasının yetimhaneye gelip kendisini aldığını görür. Yetimhanedeki diğer çocuklardan bazılarının aileleri gelip onları götürdükçe kendi ailesini daha büyük bir umutla bekler. Sonunda babasına ulaşacağı ümidiyle bir mektup yazar: “Babam Mustafa’ya; Baba biz Diyarbakır’da yetimhanede duruyoruz. Bizleri gelip alacağınıza söz vermiştiniz, gelin bizi alın…” Fakat cevap gelmez. Yıllar sonra babasının belki de hayatını kaybetmiş olduğunu düşünmeye başlayacaktır. Çocukluğunda bütün olup biteni ise son derece sade bir cümleyle açıklamaktadır: “Demek ki savaş çok kötü idi. Demek ki savaş çocukları sevmiyormuş.” Belki savaşın çocuk dünyasındaki en yalın tanımlarından biridir bu.
Göç yollarının görünmeyen çocukları
Gümüşhane’den göç sırasında yetimhanelere ulaştırılamayan çocukların durumunun daha da ağır olduğu aktarılır kaynaklarda. Yol kenarlarında yürüyemeyecek hâle gelmiş küçük çocuklardan ve kundaklarıyla yol kenarına bırakılmış bebeklerden söz edilir. Geri çekilen bazı askerlerin yol kenarında bırakılmış bebekleri yanlarına alarak yollarına devam ettiği anlatılır. Savaş tarihi çoğunlukla ordular, cepheler, komutanlar ve antlaşmalar üzerinden yazılır. Oysa bu tarihin arkasında başka bir tarih daha vardır: çocukların tarihi. Ailesini kaybedenlerin, yürüyemediği için yol kenarında kalanların, açlıktan ve soğuktan ölenlerin, boğulup cesedi sahile vuranların, yetimhanelere bırakılanların ve bir daha evlerine dönemeyenlerin tarihidir bu…
Benzer görüntüler Balkanlarda da görülür. H. Yıldırım Ağanoğlu eserinde, 1877–1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında göç etmek zorunda kalan Müslüman nüfusun özellikle kış şartlarında yaşadığı ağır kayıpları aktarı. Eserde dönemin konsolos ve gazeteci raporlarında açlık, soğuk ve yetersiz giysi nedeniyle hayatını kaybeden sivillerden söz edilmektedir. Bu kayıtlardan birinde, Tatar Pazarcık civarında yüzlerce donmuş insanın arasında sağ kalan küçük bir kız çocuğundan bahsedilir. Bir başka savaş, yine bizim coğrafyamız ve yine karşımızda küçük bir çocuk durmaktadır…
Rahime’den Hind Rajab’a
Tarihçi Justin McCarthy; kitlesel ölümleri ifade eden sayıların felaketin büyüklüğünü göstermesine rağmen insanların yaşadığı bireysel acıyı aktarmakta yetersiz kalabileceğine dikkat çeker. Bazen tek bir insanın hikâyesi, milyonlarla ifade edilen istatistiklerden daha fazla şey anlatır der… Rahime, Aylan ve Hind Rajab’ın hikâyelerinin bizi bu kadar etkilemesinin nedeni belki de budur.
Rahime için savaş, babasının elini bırakması ve onun bir daha geri dönmemesiydi. Aylan için savaş, ailesinin daha güvenli bir hayat arayışıyla çıktığı yolculuğun denizde son bulmasıydı. Hind Rajab’ın hikâyesinde ise savaş, bir çocuğun çatışmanın ortasında yardım ekiplerinden kurtarmaları için yalvarma diyalogları ve katledilmesi olarak hafızalara kazındı. Bu olayların tarihsel dönemleri farklıdır. Çocukların yaşamış olduğu trajedileri birbirine eşitlemek doğru değildir. Ancak savaşın ortasında kalan çocukların kaybettiği şeyler çoğu zaman benzerdir: evlerini, ailelerini, güvenliklerini, eğitimlerini ve bazen çocukluklarının kendisini…
Rahime’nin ailesinden koparılmasının üzerinden bir asırdan fazla zaman geçti. Bu süre içinde dünyada büyük ilerlemeler olduğu iddia edilmektedir. Uluslararası hukuk geliştiği söylenmekte, çocuk haklarını korumaya yönelik sözleşmelerden bahsedilmekte, Sivillerin savaş sırasında korunmasına ilişkin kurallar olduğu iddia edilmektedir. Fakat görünen şudur ki savaşın bir çocuk için ne anlama geldiği hususunda yüz yıllık dönem boyunca hiçbir değişim olmamıştır…
Medeniyetin gerçek ölçüsü
Savaş anlatımı çoğu zaman kazananlar ve kaybedenler üzerindendir. Hangi ordunun ilerlediği, hangi şehrin düştüğü, yapılan antlaşmanın şartlarından bahsedilir. Çocukların savaş bilinci ise farklıdır. Bir çocuğun gözünde savaş sınırların değişmesi değildir; annesinin elinin bırakılması, babasının dönmemesi, evine bir daha gidememesi, açlık, soğuk ve korkudur. Bazen yıllarca cevabı gelmeyecek bir mektubu beklemektir; bazen bir sahile vuran küçücük bir beden, bazen de bir dedenin kucağındaki son vedadır.
Rahime’nin mektubunun üzerinden yüz yıldan fazla zaman geçti. Fakat dünyanın farklı yerlerinde başka çocuklar hâlâ sanki aynı cümleyi söylemektedir: “Gelin bizi alın.” Belki de medeniyetin gerçek ölçüsü yalnızca şehirlerimizin büyüklüğü, teknolojimizin gelişmişliği veya sahip olduğumuz ekonomik ve askerî güç değildir. Asıl ölçü, en savunmasızlarımıza ne kadar şev kat gösterdiğimizdir.
Rahime, Aylan ve Hind Rajab birbirlerini hiç tanımadılar. Farklı zamanlarda ve farklı yerlerdeydiler. Ancak hikâyeleri insanlığın önüne aynı soruyu bırakıyor: Bir asır geçti; savaşın çocuklar için anlamını gerçekten değiştirebildik mi? Rahime’nin yüz yıl önce çocuk aklıyla verdiği cevap ise hâlâ önümüzde duruyor: “Demek ki savaş çocukları sevmiyormuş.”
Kaynaklar
- Köksal A, editör. İşgal, Göç ve Muhacirlik.
- Ağanoğlu HY. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Balkanların Makûs Talihi: Göç.
- McCarthy J. Death and Exile: The Ethnic Cleansing of Ottoman Muslims, 1821–1922. Princeton (NJ): Darwin Press; 1995.
- United Nations. Convention on the Rights of the Child. New York: United Nations; 1989.
- International Committee of the Red Cross. Geneva Convention Relative to the Protection of Civilian Persons in Time of War (Fourth Geneva Convention), 12 August 1949. Geneva: ICRC; 1949.
Akademik Fikir Akademik Fikir – Yazılar